9 Ocak 2012 Pazartesi

Deneme

Bir ki bir ki. Tuf!

2 Kasım 2011 Çarşamba

In Time

Andrew Niccol şüphesiz ki önemli bir sinemacı. Benim de olmak istediğim beş kişiden birisi. Onun için ağır konuşmak istemiyorum.

Çift Camlardan Ses Geçmiyor

Ü karşıdan bana doğru geliyor. "N'apıyorsun sen?" "Bekliyorum abi. Ortam biraz daha kalabalıklaşsın, biraz daha hareketlensin, çekmeye başlayacağım. Yalnız, şuradaki kızlar arada bir bu tarafa doğru bakıp kikirdiyorlar; alınıyorum, haberin olsun. Böyle olursa yaklaşamam insanlara, uzaktan çekim yaparım hep." "Sadece o kızlar değil teyzemler de sana doğru bakıp gülüşüyorlar. Sana böyle böyle el hareketi yapıyorum, anlamıyor musun?" "Oğlum, ne bileyim, otuz bir çeker gibi sallıyorsun avcunu. Bende de meyve suyu vardı ya, 'Çalkalayarak iç' diyorsun sandım." "Fermuarın açık kalmış oğlum. Altında da yeşil don var. İzinde de giymek zorunda değilsin onları."

Hayatımın özeti olabilir bu sahne. Yanlış anlamalar, yanlış yorumlamalar, içimden beklenmedik bir şeyin çıkışı falan... Lakin çift camlardan ses geçmediği gibi iletişimin de sanal kulvarından... Neyse!

24 Ekim 2011 Pazartesi

O Şarkı

Once gereksiz şeyi depoluyorken bunca önemli şeyi hatırlayamamak mahvediyor beni. Kahroluyorum resmen.

"O şarkıyı bana sen gönderdin," hayatım boyunca duyduğum en yürek burkan sözlerden oldu. Unutkanlığımdan geri sekenler götüme girmiyor da yüreğime feci saplanıyor, bilesin. Kurak arazileri ne kadar gitsek de aşamıyorken, geldiğim (ya da gittiğim) yoldan üçüncüye geçiyorken yumruklarımı yüzüme bastırıp ağladım ben.

Hayatımda ilk defa sen gördüm. Gördüm.

22 Ekim 2011 Cumartesi

Yara Bandı

Yollar                                                                                                                                     Yolumun İçinde

Bir anlamı olmayacağı için sana söylemeyi planladığım, unutmayayım diye not aldığım şeyleri söylemeyeceğim. Eve döndüğümde herhangi bir şey söylemeden abime tekme tokat girişeceğim. Atılan yumrukların, tekmelerin yeterli olduğunu düşündüğümüzde ya da bizi birileri ayırdığında veya ikimizden biri karşılık veremeyecek kadar bitkin düştüğünde, büyük ihtimalle o ya da bu sebepten dolayı ağlayarak, babamın karşısına geçip böyle devam ederse bu evden bir katil çıkabileceğini söyleyeceğim. Sonra da annemin yanına gidip ona sarılacağım. Yanağından öpeceğim. Bir daha sarılacağım. Ağlaşacağız. Benim için yaptığı mercimek çorbasından içip bezelye yemeğinden yiyeceğim. Suyuna banarak. "Eline sağlık" da diyeceğim bu sefer.

A noktasından B noktasına gitmekle geçiyor ömür. Boş şişe tabiri hep kafamda. Öldürmeyen şey güçlü yapmayıp süründürmeye devam ediyor. Ben yine şaklaban. Yine. Hep A noktasından B'ye. Hep.

Amatör Yazarın Karmakarışık Günlüğü, Cilt 34, Sayfa 72.

Yol                                                                                                                                                            Yol

  © Blogger template 'Salji Fuji' by Ourblogtemplates.com 2009 Giriş

En Üste Çık