
Bakış : √ Kanyak gibi sicak,
Güzellik: √ Tekila gibi çarpici,
Duruş : √ Dhmple (bu ne lan) kadar asil,
Şekil : √ Sampanya gibi özel,
Kalite : √ Bailes's kadar tatli,
Estetik : √ Kokteyl kadar karmasik,
Zerafet : √ Malibu kadar egzotik,
Letafet : √ likör gibi tatlı,
Uyum : √ Şarap gibi tutkulu,
Herbişi : √ Kokteyl gibi muhteşem
Bu aralar sözlükçülerden gidiyorum. Hadi bakalım...
Sözlükten tanışıp bir şekilde arkadaşlığımı ilerlettiğim, sevdiğim, saydığım kişilerden birisi. Geçen yılki KPSS'de 92(93 de olabilir) puan yaparak ilk 1000'e girmiştir. Fakat her nasıl olduysa, öylesine yazmış olduğu 12. tercihine yerleşmiştir. Şu anda da İstanbul'daki önemli bir üniversitenin, benim çok ama çok işime yarayacak bir bölümünde idareci olarak çalışmaktadır. Ben de staj yeri aramakla geçirdiğim günlerimin bir kısmını bunun yanına giderek gırgır şamata yaparak geçiriyorum. Ayrıca sömürebildiğim kadarıyla da sömürmeye çalışıyorum.
Kendisini çok seviyorum. Çünkü kendisi çok iyi bir insan. Ayrıca o kadar yakışıklı, seksi, çekici ve zeki ki kız olsam -öhöm- neyse... Çok yardımsever, iyiliksever ve öyle yakışıklı ki... Ayrıca sıcaktan kavrulan İstanbul gecelerinde serinlemesine yardımcı olacak birisi de yok. İyi de kazanıyor hani...
İç Ses
Geçtiğimiz günlerde, daha önce kanlı canlı halimi gören herhangi bir kişiye söylemediğim bir şey söyledim buna. Bir blogum olduğunu açıkladım ve adresimi verdim.
Vermez olaydım!
Hemen kendisi hakkında bloguma övgü dolu şeyler yazmamı istedi. Aylar önce yüklemiş olduğum sayaç artık herhangi bir veri vermediği için blogumun ne kadar ziyaretçi aldığını bilmediğimi fakat düzenli olarak takip eden sekiz on kişinin varlığından haberdar olduğumu söyledim. Ayrıca "Yazsam bile sana ekmek çıkmaz oğlum" diye uyardım. Israr etmesi üzerine de "Tamam tamam. Yazarım bir şeyler" dedim, başımdan savmak için. Ama o "Arkadaş arkadaşın sponsorudur oğlum!" diyerek olayı daha da sulandırdı. Sanki bu dediği çok komikmiş gibi sırıtmak zorunda kaldım.
Düzenli olarak kurcaladığı blogumda kendisi hakkında yazılan bir şey göremeyince, beni böyle yavaştan yavaştan tehdit etmeye falan başladı, şakayla karışık. "Eğer beni yazmazsan bir daha buraya sokmam seni" dedi, güldüm geçtim. Arada böyle ufak tefek ultimatumlarda bulundu, ama kaale almadım. Olayın ciddiyetini, beni, akbilimi kırmakla tehdit ettiği zaman kavradım ve gerçekten korktum. Akbil bu, şakaya gelmez. Ben ki on dört yıldır okuyor olmama rağmen hayatımda ilk defa bu sene akbilim olmuş. Onu da böyle bir sebep yüzünden kaybetmeye göze alamam. Ayrıca gömleğinin düğmesine gelecek zarar altı aydan başladığı için fiziksel olarak müdahelede de bulunamıyorum. Zaten kendisi de bu yüzden ortalıkta Deli Yürek gibi dolaşmakta.
Amma tiksindirdin be arkadaşım! Resmen soğudum senden! Al işte, yazdım yazıyı! Şimdi mutlu musun, ha? Mutlu musun?!